blood red sky-kızıl-gökler-netflix-1

Netflix’te yayınlanan Blood Red Sky – Kızıl Gökler (2021) korku, gerilim ve aksiyon etiketlerine sahip bir film. Almanya ve Amerika ortak yapımı filmde gizemli bir hastalığa sahip bir kadının, oğluyla beraber bindiği bir uçakta yaşananlar anlatılıyor. Uçak, havalandıktan bir süre sonra iyi organize olmuş hava korsanları tarafından kaçırılıyor. Kadın, bir taraftan hastalığıyla mücadele ederken diğer taraftan da çocuğunu korumaya çalışacaktır.

Genel izlenimlerim

En başlarda gizem dozu, bilinmezliği ve görüntü yönetmenliği vs. gerçekten iyi başlayan film sonraları oldukça sıradan bir yapıma dönüşüveriyor. Bu kadar iyi başlayan; ancak sonrasında bu kadar basitleşen film sayısı gerçekten azdır.

Filmin fragmanında hatta afişinde bile rahatlıkla görüldüğü için, Nadja isimli kadının bir vampire dönüştüğü söylemem spoiler olmaz. Bu dönüşüm en başlarda onu karizmatik ve güçlü bir yaratığa çeviriyor. Ancak dönüşümünü tamamladıktan sonraki sahnelerde sanıyorum vampir tarihinin en basit ve yüzeysel vampir makyajıyla karşılaşıyoruz. Yüzüne geçirilmiş plastik maskenin yapaylığını keskin dişleri bile saklayamamış.

Hava korsanlarının ilerleyen zamanlardaki beceriksizlikleri şahsen beni sinir etmedi değil. Kurgunun yetersizliği, senaryonun bir süre sonra sıradanlaşması, Nadja haricindeki karakterlerin yüzeyselliği aşamaması, onların geçmişlerine değinilmemesi, vampir sahnelerinin bazen komediye dönüşmesi, uçağın kargo bölümünün kapısı havaya uçtuktan sonra minik Elias’ın hiçbir şey olmamış gibi o korkunç basınç farkı hiç yokmuş gibi orada öylece oturması gibi mantık hataları, ayrıca finalin son derece yetersiz oluşu filmin öyle çok ciddiye alınacak bir yapım olmadığının işaretleri.

Blood Red Sky – Kızıl Gökler eğlenmek, vakit geçirmek için izlense bile insana saç baş yolduracak basitlikte bir film. Filmin ilk 10-15 dakikası ortalamanın üstü bir yapım izleyeceğimizi düşündürüyor; ama sonrası en azından benim için tam bir hayal kırıklığı oldu.

Bu arada Prison Break’te Lincoln Burrows’u canlandıran aktör Dominic Purcell’i seyretmek çok güzeldi. Bu adamı ben kötü rollerle çok fazla bağdaştıramıyorum; ama yine de filmde onun yer alması yapıma ayrı bir hava katmış.

Şimdi de spoiler içeren birkaç noktaya değineyim.

Tutarsızlıklar Sarmalı

Öncelikle Farid karakteri daha filmin başında zaten operasyonu yöneten komutana “İzin verin ineyim, her şeyi açıklayacağım. Ben terörist değilim” diye açık açık söylüyor. Burada komutanın ona hâlâ terörist muamelesi yapmaya devam etmesi, onu dinlemekten ziyade ona potansiyel bir suçlu gibi davranması (Tahmin edileceği üzere adam Müslüman bir Arap), sürekli “Rehineleri bırak, adamların teslim olsun” teklifi yapması, sonra onu öldürmek için ateş emri vermesi son derece amatörceydi. Tamam teröristlerin önceden yaydığı ses kaydı böyle düşünmelerinde etkili oldu ama etnik kimliğinden ötürü ona böyle davranmaları beni çok rahatsız etti. Operasyon başladıktan sonra uçağa giren ağır silahlı güçler, az önce öldürmek istedikleri adama bu kez ateş etmiyorlar (Vur emri olmasına ve uçağa girdiklerinde Farid’in onlardan kaçmaya çalışmasına rağmen) ve ona kelepçe takıyorlar. (Bir eli bileğinden kesik adama nasıl arkadan kelepçe taktılar, hâlâ anlamış değilim)

Elias’ın neredeyse süper bir çocuğa dönüşümü de son derece tutarsızdı. Havada süzülen bir uçağın kargo kapısının önünde hiçbir şey olmamış gibi duran Elias (normalde oluşan korkunç basınç farkından ötürü kargo bölümündeki herkes ve her şeyin dışarıya fırlaması gerekiyor), sonradan ambülanstaki görevliyi bayıltıp, hareket halindeki ambülanstan aşağıya atlayıp, orada bulunan askerlere yakalanmadan telleri geçip, hiç kimse görmeden uçağın yanına kadar koşup, tüm bu karmaşadan sonra cebinde hiçbir zarar görmeden duran sihirli telefondaki programı kullanarak uçağı havaya uçuruyor. İnanılmazdı…

Farid’in kolu enfeksiyonun yayılmaması için Nadja tarafından bileğinden kesiliyor.

Ameliyat ortamı yok, kan kaybını önlemek için yapılan tek müdahale elinin üzerini bir bezle kapatmak… Normal şartlarda kan kaybından ölmesi gereken birisi ya da en azından çok bitkin düşmesi gereken, acıdan dolayı kendinden geçmesi gereken Farid, az sonra hiçbir şey olmamış gibi kaldığı yerden devam ediyor. Ne güçten düşüyor, ne acı çekiyor, ne kan kaybediyor… Hiçbir şey olmadı adama…

Manyak, sapık ve sadist teröristin Nadja’nın kanını alması, sonra onu kendisine enjekte etmesi epey zorlama olmuş. Adam vampirler hakkında ne biliyor ki bir anda vampir olmaya karar veriyor? Üstelik vampire nasıl dönüşeceğini de biliyor. Onu vampir olmaya zorlayan motivasyon neydi? Ölüm korkusu mu? İlgisi yok; çünkü kanı aldığı sırada Nadja etkisiz haldeydi, kontrol onlardaydı ve ortalıkta başka vampir yoktu. Adam resmen durup dururken vampir olmak istedi. Ona hayran kaldı galiba… İlginçti.

Bu arada Nadja vampire dönüşünce oğlunun etkisiyle de olsa sonuç olarak insansı tarafını kaybetmiyor. Mantıklı kararlar alabiliyor, insanlarla birlikte çalışıyor, hatta Farid ısırılınca ona yardımcı oluyor… Peki ya diğerleri? Neden onlarda hiçbir insansı taraflar bulunmuyor? Bildiğimiz beyinsiz zombi türü vampirlere dönüştüler ve katliam yapmaya başladılar.

Filmi daha fazla ciddiye alarak yazıyı uzatmaya pek de gerek yok. Blood Red Sky – Kızıl Gökler ortalamanın altında, son derece basit ve izledikten sonra anında unutulacak bir yapım.

YORUM YAPABİLİRSİNİZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz