Predator-film-serisi-anlatımı

Alien vs. Predator (2004)

İlk üç film içerisinde IMDB puanı en düşük yapım bu. Bunun nedeni bence özellikle filmin başlarında verilen aksiyon öncesi zamanın uzun olması.

Bu filme Predator ve Alien evrenlerinin çakışması ya da kesişimi olarak bakabiliriz. Filmin hemen başlarında Antartika’da bulunan bir balina istasyonu gösteriliyor. Tarih 10 Ekim 1904. Burada zavallı bir insancığa önce Predator selam çakıyor. Hemen ardında da Alien… İnsanı hangisinin yendiğini (ya da yediğini) veya bu ikili arasında kimin galip geldiğini şu an için göremiyoruz. Film bu olayın tam 100 yıl sonrasını anlatıyor. 10 Ekim 2004…

Antartika’da araştırmalar yapan bir şirkete ait dev bir gemi görüyoruz. Alien serisini izleyenler orada adı sıkça duyulan ünlü Weyland-Yutani şirketini hatırlayacaktır. Alien serisinin kronolojik olarak ilk filmi olan Prometheus 2093 yılında geçiyordu. Bu filmse söylediğim gibi 2004 yılında geçiyor. Dolayısıyla bu filmde şirketin başında bulunan Charles Bishop Weyland, muhtemelen David’in yaratıcısı olan Peter Weyland’ın babasıydı.

Konuya dönersek şirket, uydu görüntüleri sayesinde filmin başında gördüğümüz o balina istasyonunun tam altında 600 metre aşağıda devasa boyutlarda bir piramit bulunduğunu keşfediyor. Charles Bishop acilen bir ekip topluyor ve bu keşfe ulaşmak istiyor. Ancak ekibi aşağıda Alein’lar beklemektedir. Predator’lerse zaten uzay gemilerinden ekibi adım adım takip ediyor ve onlar yerin altında bulunan pramide ulaşınca Predator’ler de gemilerinden yeryüzüne inerek onları takip ediyorlar. Bir süre sonra da aşağıda Alien’lar, Predator’ler ve zavallı insancıkların kapışması başlıyor.

Şimdi gelelim bilgi kısmına.

Alien’lar ve Predator’lerin yolları nasıl ve nerede kesişmiş? İnsanlar bu karşılaşmanın neresinde?

Aslında her şey Predator’lerin 1000’lerce yıl önce üzerinde su bulunan Dünya gezegenini keşfiyle başlıyor. Predator’ler Dünya üzerinde yaşayan zayıf ve güçsüz insan ırkına hayal bile demeyecekleri piramitler yapmayı öğretiyorlar. İnsanlar bu üstün ırka tapıyorlar. Onları tanrı olarak görüyorlar.

Predator’ler her 1000 yılda toplu olarak bu piramitlere dönüyorlar ve burada dinsel denebilecek bir tören gerçekleştiriyorlar. Törenin temel mantığı henüz silah taşımak için kendilerini kanıtlamamış, ergen denebilecek genç Predator’lerin kendilerinin bir savaşçı olarak yeterli olduklarını ispatlamaları. En sonra hayatta kalırlarsa silah taşıma hakkı kazanıyorlar ve maskelerine filmde de gördüğümüz o çizik atılıyor.

Peki, Predator’ler bu pramitlerde kiminle savaşıyordu? Zayıf insanlarla mı? Hayır… İnsanlar onlara tapıyor zaten. Predator’ler, Alien’larla savaşıyorlardı. Pramidin içerisinde bir tane kraliçe yaratık görüyoruz; ancak donmuş bir halde ve elleri zincirli. Yani bir tutsak durumunda. Kraliçe, buzu çözüldüğünde içgüdüsel olarak hemen koza bırakmaya başlıyor. Bunların içinden çıkan örümcek benzeri yaratıklar içlerinde bulunan embriyoyu bir canlıya aktarırlarsa Alien’lar dünyaya geliyor.

İşte burada Predator’ler insanları kullanıyorlar. Kurban odasına bırakılan insanların içine örümcek kafalar tarafından bırakılan embriyolar kısa süre içerisinde insan bedenini parlayarak dışarıya çıkıyorlar, yani doğuyorlar ve av başlıyor.

Ergen Predator’ler çizik almayı hak etmek için Alien avına başlıyorlar. Tabii ki bu öyle kolay bir av değil. Ölüm tehlikesi de var. Alien’lar, Predator’leri bir darbede öldürebilecek kadar güçlü yaratıklar. Predator’lerin bu savaşları gemiler üzerinden inanılmaz bir teknolojiyle adım adım takip ediliyor. Bunu nereden anlıyoruz? Filmin sonunda Predator’un cesedini dikkatle ve saygıyla almaya gelen ekipten… Savaş sona erince devasa bir gemi beliriyor ve Predator’un cesedini alıyorlar. Bunu yaparken de orada bulunan insanlara dokunmuyorlar. Hatta ikinci filmde doktorun yüzündeki çiziği görünce ona saygı göstererek bir tane savaş mızrağı teslim ediyorlar.

İnsan, Predator ve Alien kesişmesinin temel mantığı işte bu.

Fiziksel güç olarak bu üç ırk arasında en tehlikelisi ve en güçlüsü Alien’lar. Bu net. Predator’lar onları silahları sayesinde öldürebiliyorlar. Silahsız bir Predator’un, bir Alien karşısında şansı yok.

Alien’lar yok etme makineleri. Doğalarında saldırganlık ve öldürme içgüdüsü var. Predator’ler avcı ve savaşçı bir ırk. Olağanüstü bir teknolojileri var. Bu da zeki olduklarını gösteriyor. İnsanlarsa bildiğiniz insan… Zayıf ve ezik… Ne Predator’ler karşısında ne de Alien’lar karşısında kaçmaktan başka bir çareleri yok.

Bu arada ilk filmleri anlatırken söylemediğim şu detayları artık aktarabilirim.

Avcı’lar Dünya üzerinde ne bir araştırma için ne de eğlence için insan avlamıyorlar. Onların temel mantığı kendi ırklarına kendilerini ispatlamak. Bunu da insan avlayarak ve hayatta kalarak yapıyorlar. Şöyle düşünün. Takip edilebilir bir alana yani Dünya’ya ergenliğe adım atan bir avcı bırakılıyor. Bu Predator bir süre sonra hayatta kalmayı başarırsa ya da başarı ölçüleri her neyse (ölçütün ne olduğu konusunda emin değiliz; çünkü değişken koşullar bulunuyor) bunu başarırsa, bu durumda silah taşımaya ve maskesine çizik almaya hak kazanıyor. Bizim destanlardaki mantığın aynısı… Ey oğul, bir kahramanları göster, biz de sana isim verelim… Az önce bir boğayı öldürdüm. O zaman senin adın Boğaç Han olsun…

Diğer filme geçmeden önce bu filmde görülen insan- Predator yakınlaşmasının altını çizmekte yarar var. Predator, neredeyse doktor Woods’un kollarında ölüyor. Sonrasında doktora verilen mızrak bir insanın savaşçı yönünün Predator’ler tarafından takdir edilmesi anlamına geliyor.

Aliens vs Predator – Requiem (2007)

Serinin dördüncü filmini şöyle anlatayım: Eğer bu serinin ilk filmi olsaydı aynı zamanda son filmi olurdu ve seri devam etmezdi. Yani son derece başarısız bir film. Filmin adında geçen ağıt sanırım verilen emeklere, harcanan paraya ve serinin karizmasına yakılıyor. Filmin büyük çoğunluğu hatta %80’i karanlık mekanlarda geçiyor. Ayrıca gece çekimleri de çok fazla. Yaratık savaşlarında ve insancıkların ölümlerinde çekimler o kadar kötü ki neyin ne olduğunu gerçekten çoğu zaman anlayamıyorsunuz.

İlginç olansa senaryo yazarlarının bir önceki başarılı filmle aynı olması; ancak yönetmen değişince gerçekten malzeme aynı olsa da ortaya çıkan sonuç bambaşka oluyor.

Neyse filmimiz, bir önceki filmin kaldığı yerden devam ediyor. Önceki filmin sonunda Predator’un içinden bir yaratık çıkmıştı. İşte o yaratık büyüyor ve kısa süre içinde gemi personelini darmadağın ediyor ve geminin dünyaya düşmesine neden oluyor.

Bu düşme sonucunda gemide üzerinde araştırma yapılan tüm yaratıklar kaçıyor. Kendilerine insan taşıyıcı alıyorlar ve çoğalıyorlar. Sonrasında gayet sakin bir kasabanın sıradan halkı dehşeti yaşamaya başlıyor. Bu arada geminin düştüğünü gören bir başka Predator, hem gemi kalıntılarını yok etmek hem de Alien’ları avlamak üzere aynı kasabaya geliyor. Bundan sonra filmin sonuna kadar av ve avcının zaman zaman yer değiştirdiği bir savaş seyrediyoruz. En sonda da zaten kasaba toptan havaya uçuruluyor. Böylesine sıradan bir kurguya yakışan sıradan bir son…

Bu filmin Predator serisine iki tane katkısı var. Bu iki nokta dışında filmde söz etmeye değer hiçbir şey yok. Birincisi Pretador’lerin gezegenini ilk kez kısa da olsa görüyor oluşumuz. Tabii burası üs olarak kullanılan bir gezegen de olabilir ama sonuç olarak bir şeyler görüyoruz.

İkincisi daha önemli. Hatırlarsanız her iki seride de adı geçen Weyland-Yutani adlı bir şirket var. İşte bu şirketin Yutani tarafını ilk kez görüyoruz. Filmin sonunda yaratıkların bir silahı bu şirketin eline geçiyor. Konuşmalardan anladığımız kadarıyla şirketin başka gezegenleri kolonize etme hayalleri var. Zaten bunun başarıldığını Alien serisinden biliyoruz. Demek ki şirket 2000’li yılların başında uzaylı teknolojisini ele geçirmiş ve böylece diğer gezegenlere saldırırken kullanabileceği inanılmaz silahlar yapmayı başarmış.

Sonuç olarak film o kadar başarısız ki bu kısa anlatımın bile bu film için uzun olduğunu düşünüyorum.

YORUM YAPABİLİRSİNİZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz