prisoners-tutsak-1

Prisoners, mahkûmlar ya da tutsaklar gibi anlamlara geliyor. Film Türkçeye çoğul eki olmadan Tutsak olarak çevrilmiş. Filmde Hugh Jackman ve Jake Gyllenhaal gibi iki usta oyuncuyu seyretme şansı buluyoruz. Filmin başlarında iki minik kız çocuğu birden bire ortadan kayboluyor. Bu andan itibaren kayıp çocukları bulmak için verilen çabayı seyrediyoruz. Bir taraftan Keller isimli baba elindeki ipuçlarının izini sürerek çocuklara ulaşmaya çalışırken diğer taraftan da polis elinden geleni yapmaktadır.

Prisoners oldukça sıradan denebilecek bir konuyu sıra dışı bir şekilde ele alıyor ve bizleri acılı ailelerin aldığı kararlarda taraf olmaya zorluyor. Filmi seyrederken biz olsaydık ne yapardık? Böyle mi davranırdık yoksa farklı bir yol mu denerdik gibi pek çok soruyla yüzleşiyorsunuz. Filmin sizi seçimlere zorlayacağından emin olabilirsiniz.

Yazının bundan sonrası spoiler içeriyor.

Orijinal Adı: Prisoners
Tür: Suç, drama, gizem
Yönetmen: Denis Villeneuve
Ülke: Amerika
Türkiye Gösterim Tarihi: 27 Aralık 2013
Oyuncular: Hugh Jackman, Jake Gyllenhaal, Viola Davis, Maria Bello
Süre: 02 saat 33 dakika

Alex, Aslında Kimdi?

Alex diye seyrettiğimiz çocuk da aslında bir mağdurdu ve filmdeki belki de en büyük dram gerçek adı Barry olan bu kişiye aitti. Olayın daha iyi anlaşılması için detaylara çok girmeden konuyu özetleyeyim.

Peder’in evinin altında bulunan bu adam, Alex’in yengesi olarak tanıdığımız Holly Jones’un kocası. Loki, onun kolyesini fotoğraftaki adamda gördüğü anda olayı tam olarak çözüyor.

Aslında çocukları kaçıranlar Holly ve kocasıydı. Peki, onlar neden böyle bir şey yapıyorlar? Kendi mantıklarınca Tanrı’yla savaşmak için. Şöyle ki bu ikilinin çocukları kanserden ölüyor. O ana kadar inançlı olduklarını söyleyen bu ikili bu acıya katlanamıyor ve inançlarını yitiriyorlar. Ardından da çocukları kaçırmaya başlıyorlar. Peki neden? Holly çocuklarını kaybetmenin insanları inançsızlığa ittiğini ve şeytana dönüştürdüğünü söylüyor. Mantıkları bu. Ailelere kendi yaşadığı acıları yaşatmak, onların inançlarını kaybetmesini sağlamak ve bu yollar da Tanrı’ya tabir yerinde mi bilmiyorum ama bir tür tavır almak. Sen nasıl bizim çocuğumuzu alırsın? Alırsan biz de insanları sana karşı çeviririz gibi bir tavır.

Her neyse ilk kaçırdıkları çocuk bizim zavallı Alex. Bu olay tam 26 yıl önce oluyor. Çocuğun gerçek adı Barry. O kadar çok çocuk kaçırmışlar ki Holly çocuğun gerçek adını bile karıştırıyor.

Kocasıyla beraber çocuk kaçıran Holly ironik olarak kocasının kaybolduğunu söylüyor. Bu doğru. Holly kocasına ne olduğunu bilmiyor yani o hikâyenin diğer tarafından bihaber. Biz olayı pederin anlatımlarından takip edebiliyoruz. Holly’nin kocası görünüşe göre inancını tam olarak yitirmemişti. Karısından gizli gizli kiliseye gidiyor ve günah çıkarıyordu. Peder onu vazgeçirmeye çalışıyor ama bunu başaramıyor. Sonra onu artık nasıl yaptıysa kaçırıyor ve bodruma hapsediyor. Adam orada ölüyor.

Bunlardan habersiz olan Holly kocasına ne olduğunu bilmiyor. Bu olayı aydınlatan kişi dedektif Loki ki bence o filmin gerçek kahramanı. Holly, kocası kaybolmasına rağmen savaşına devam ediyor.

Şimdi gelelim labirent olayına…

Alex’in Bahsettiği Labirent Nedir?

Alex, Keller’ın çocuklar nerede sorusuna labirentte diye cevap veriyor. Çocuk elbiseleri satın alan Bob Taylor adındaki adamın da labirentlerle doğrudan bir bağlantısı var. Adam bu çizimlere polis merkezinde bile saatlerce hem de ağlayarak devam ediyordu. Dikkat ederseniz Toylar da çocukken kaçırılmış ve üç hafta rehin tutulduktan sonra onu kaçıranların elinden kaçmayı başarmış (01:54:44). Holly’nin sözlerinden Taylor’ı da onların kaçırdığını anlıyoruz.

Taylor bu üç haftada ne yaşamış olabilir? Bunu çizdiği labirentler ele veriyor. Holly ve kocası muhtemelen şu sahnede görülen ve bir FBI ajanın yazdığı kitaptan esinlenerek bir tür beyin yıkama programı geliştirmişti. Loki, Taylor’ın evini ararken yıllar öncesine ait olduğu anlaşılan bir çizim defterinin üzerinde “Labirenti tamamlarsan eve gidersin” yazdığını görmüştü. O, resmin tamamını görmediği için buna bir anlam verememişti. Olay şuydu: 

Holly ve kocası kaçırdıkları çocuklara görünmez adam tarafından kaçırıldıklarını eve gitmeleri için de kitaptaki labirentleri çizerek tamamlamaları gerektiğini yani labirentlerdeki çıkış yollarını bulmaları gerektiğini söylüyordu. Ama kitaptaki son labirentin çıkış yolu yoktu. Dolayısıyla çocuklar asla ve asla eve dönememeyi öğreniyordu. Zaten aynı yazıyı yeni kaçırılan çocukların bulunduğu mekanda da görmüştük. Onlara da muhtemelen Keller’a içirilen karışımdan içiriyorlar ya da enjekte ediyorlardı. Çünkü iki çocuğu temsilen iki şişe içerek şurada bize özellikle gösteriliyor.

Sonuç olarak fiziksel olarak serbest kalsalar da Alex ve Toylar örneğinde olduğu gibi zihinleri bir labirentin içerisine hapsoluyordu ve oradan çıkamıyorlardı. Çünkü çıkış yolu zaten yoktu.

Dikkat ederseniz Alex ölümün pahasına konuşmuyor. Keller ona yapmadığını bırakmıyor. Adamı öldürecek neredeyse ama tık yok. Alex konuşmuyor. Benzer bir durumu Toylar’da da gördük. O da konuşmuyordu ve eğer kendini öldürmeseydi muhtemelen aynen Alex gibi tek kelime bile etmeyecekti.

Yani onlara uygulanan beyin yıkama gerçekten inanılmazdı. Onların bedenlerini değil zihinlerini hapsediyordu. Holly, Taylor’ı unuttuğunu gazete haberini görünce hatırladığını söylüyor. Yani onu yıllardır görmemiş bile. Ama Taylor bu geçen süre içerisinde olanların etkisinden çıkamamış.

Bu beyin yıkama olayında yılanların da kullanıldığını anlıyoruz. Holly kocasının yılanları olduğunu söylemişti ve Alex’in bir tür kaza geçirdiğini söylerken de bu olayı yılanlara bağlıyordu. Kadın tabii ki detay vermiyordu ama çocukların ve yılanların aynı ortamda belki de kapalı bir yerde kaldığını düşünürsek bu korkunun onlar üzerinde akılalmaz beyin hasarlarına neden olabileceğini söyleyebiliriz. Toylar’ın evindeki yılanları görmüştük. Toylar’ın kaçırıldığı sürenin üç hafta olduğunu düşünürsek bu beyin yıkama programının bu kadar kısa süre içerisinde bu kadar etkili olabilmesinin bir nedeninin de yılanlar olduğunu söyleyebiliriz.

Loki, bu çizimlerin çocukların tutulduğu yeri gösterdiğini söylemişti. O yanılıyordu tabii ki. Resmin tamamını görmediği için ulaşabildiği en mantıklı sonucu söylüyordu. Bu arada Toylar’ın kaçırılan çocuklarla bir ilgisi yok. O, kaçırılan çocukların evlerine gizlice girerek onlara ait eşyaları çalıyor. O kendince bir tür canlandırma yapıyor. Bu çok da önemli olmadığı için üzerinde durmadan geçiyorum.

Şimdi de şu sorunun cevabını arayabiliriz: Keller, Alex’i kaçırmakta haklı mıydı?

Prisoners- Tutsak film incelemesinin tamamına 25. Kare Youtube kanalından ulaşabilirsiniz.

YORUM YAPABİLİRSİNİZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz