El secreto de sus ojos-gözlerindeki-sır-1

Gözlerindeki Sır (El secreto de sus ojos-2009), Arjantinli Juan José Campanella’nın yönetmenliğini yaptığı bir drama, gizem ve romantik film. Filmde emekli bir hukuk danışmanının önceden çalıştığı şehre gelişinden sonra yaşananları seyrediyoruz. Benjamin yıllar öncesinde işlenen bir cinayeti merkeze alarak bir roman yazacağını söylemektedir. Diğer taraftan onun şehre dönüşünün yıllar önce amiriyle yaşanmış ve bir yönden yarım kalmış aşkıyla da ilgisi vardır.

El secreto de sus ojos, 2010 yılında Yabancı Dilde En İyi Film Oscar’ını kazanmıştır. Filmi seyrettikten sonra yapımın bu ödülü hak ettiğini görebiliyorsunuz. Adalet sistemine sağlam eleştiriler getiren film, bireylerin yıllar geçtikçe nasıl değiştiğini ve aynı zamanda değişmediğini anlatırken izleyicilere güçlü bir romantizm sunuyor. Filmin romantizm yönü, aşka yönelik dokunuşları çok sağlam ve bence bu filme Oscar ödülü kazandıran yönü bu. Bu filmi orijinal hale getiren noktanın adalet sistemine getirdiği eleştiri değil; alışılmışın dışında kurgulanan aşk hikayesi olduğunu düşünüyorum.

Filmin oyunculukları çok başarılıydı. Benjamin’i canlandıran Ricardo Darín etkileyiciydi ama Soledad Villamil’in (Irene) ve onlara nispeten daha az görülse de Pablo Rago’nun (Ricardo Morales) hiç de ondan aşağı kalır yönü yoktu. Hepsi çok iyiydi.

Gözlerindeki Sır (El secreto de sus ojos) iki saatlik bir film. Akıcılık noktasında sorunlar yaşadığı anlar oluyor. Müzikleri bence duyguyu yansıtma anlamında daha etkili kullanılabilirdi. Ancak toplamda izlenmeye değer bir film. Özellikle gözlerin nasıl konuştuğunu, aşkın sözlerle değil bakışlarla nasıl aktarıldığını gösterme adına çok iyi…

Tabii film diğer taraftan insan doğasını, yozlaşmayı, intikamı vs. bunların hepsini oldukça etkili bir şekilde aktarmış. Tüm bunları verirken öylesine sağlam bir denge kurulmuş ki senaryoya hayran kaldım diyebilirim. Film ne kadar romantikse bir o kadar da suç filmi. İnsan doğasında bulunan intikam alma dürtüsünü ne kadar yansıtıyorsa bir o kadar da sistemsel yozlaşmayı aktarabiliyor. Çeşitli yaşanmışlıklar sonrasında bireysel anlamda adalet anlayışının değişimini sunarken aynı zamanda bunun sonuçlarını ve hangi noktalara varabileceğini de anlatıyor.

Senaryonun çok sağlam dokunuşlarından birisi de insanların takıntılı yönlerini mükemmel bir kurguyla vermesi. Filmin bu yönünü spoiler vermeden anlatmak imkansız o yüzden bu kadar yazabiliyorum.

Gözlerindeki Sır (El secreto de sus ojos) filmini izlemenizi tavsiye ederim. Ağır ilerleyen akışa değil de muhteşem oyunculuklara, finalde sizi bekleyenlere, ayrıca son derece başarılı kurguya odaklanmanızı öneriyorum.

Şimdi de filmle alakalı spoiler içeren birkaç detayı aktarmak istiyorum. Yazının bundan sonrası filmi seyredenler için.

Aşk Bakışlarda Saklanıyor

Benjamin, ofise ilk girdiği anda bile Irene’den etkilenmişti. Daha sonraları bu etkileşimin karşılıklı olduğunu anlıyoruz. Ancak Benjamin’in en azından beni deli eden o tutukluğu yok mu… Ah!… İşte o tutukluğu, kendisini geri çekmesi, Irene’ye bir türlü açılamaması beni çıldırttı desem yeridir.

Irene, resimdeki suçlunun bakışlarına odaklanan Benjamin’e bilmem kaç kez öylesine derin öylesine tutku dolu bakışlar atıyor ki… Benjamin her seferinde uykusundan uyanıp yazdığı notta olduğu gibi korkuyor. Neden korkuyorsun be adam, diye haykırasınız geliyor film boyunca. Git ve konuş, ilan et aşkını… Sen nasıl bir korkaksın böyle?

Irene bence yapabileceği her şeyi yapıyor. Evlenmeden önce bile ona kendisine açılma şansı veriyor ama boşuna… Karşısında bir korkak var. Bu arada Benjamin’in gece uyanarak aldığı notun kendi korkaklığı üzerine olması çok güzel bir detaydı. Biz onun romanla alakalı bir not aldığını düşündük ama hayır… Irene ve kendisinin arasındaki hiyerarşi, üniversite okuyup okuma gibi nedenlerin de etkisiyle oluşan bu durum bilinçaltına o kadar etki ediyordu zihni gece bile bununla meşguldü. Sonrasında zaten bu yazısı değiştirdikten sonra Irene’nın odasına gidebilmişti.

Irene’nin Isidoro Gómez’in kendisine baktığı sahnedeki tepkisinin nedenini düşündünüz mü?

Irene aslında o an bu adamın katil olduğunu çözmüştü. Bunu onun gözlerinde görmüştü. Korkak insanlar gözlerini kaçırırlar. Bu adam Irene’nin kendi bakışlarını fark etme olasılığına bile aldırış etmeden ona bakmaya devam etti. Gözlerini kaçırmadı. Irene ile doğrudan göz göze birkaç saniye boyunca bakışırken bile inanılmaz derecede soğukkanlıydı.

Irene o an katilin karşısında olduğunu fark etmişti. Ters psikoloji yaptı; çünkü o Gómez’den daha zekiydi. Gómez, onun attığı yemleri yuttu ve sonu cinayetin itirafına kadar gidecek hatalar silsilesini başlattı.

Ancak ben burada şunu fark ettim: Irene, onun küstahlığından rahatsız oluyor. Şöyle ki; kendi iş arkadaşı Benjamin kendisine açılamayacak kadar ürkek ve çekingen davranırken bu adamdaki küstahlık da neydi böyle? Onun küstahlık soslu cesareti Irene’yi çileden çıkarıyor. Benjamin’de olması gereken bir özellik bunu hiç hak etmeyen bu adamdaydı. Onun sinir patlaması ve hakaretlerinin ardında işte böyle bir psikoloji de yatıyordu.

Takıntılar Üzerine

Benjamin’in takıntısı Irene’ydi. Yıllar geçse de emekli olsa da Irene evlenmiş olsa da hala onu görmeye gelebiliyordu. Kılıklar, kıyafetler, saç modelleri, yaşanılan şehir… Her şey değişebilirdi ama takıntılar değişmezdi. Katil zaten kendisini buradan ele vermişti.

Katilin takıntısı futbol merakı; Morales’in takıntısı ise katili yakalamaktı. Onun bir yıl boyunca tren istasyonlarına gitmesi ve katili aramasının ardında bu takıntı vardı. Bu arada katilin otobüs kullandığını söylemesi güzel detaydı. Morales’in onu hiç görememesinin nedeni işte buydu.

Benjamin, finalde Morales’in kendisine benzediğini fark etti. Kapıda onun ne olursa olsun bu işin peşini bırakmayacağını anladı. Belki ona acıdığından belki de işin kendisine uzamasını istemediğinden ne sebeple olursa olsun ona “Geçmişi bırak, ona takılırsan günü yaşayamazsın…” gibi pek çok öğüt verdi. Sonra da katili öldürdüğü yalanını attı. Amacı Benjamin’in bu işin peşini bırakmasını sağlamaktı. Ancak ilginçtir ki onu ele veren de bu detay oldu.

Benjamin, onun takıntısının katili aramak olduğunu biliyordu. Böyle bir adam bu amacından vazgeçemezdi. Evde onun üzerine azıcık gidince onun nasıl sinirlendiğini görmüştü. Unuttum, diyordu ama unutmadığı gözlerine yansıyan kıvılcımdan ve sözlerinin sertleşmesinden, muhakemesini kaybetmesinden anlaşılıyordu. Morales, katilin peşini bırakmış olamazdı.

Öyleyse neden bıraktığını söylüyordu? Neden farklı bir şehre gelmiş ve neden yeni bir başlangıç yapmıştı? Benjamin “Ben olsaydım bunu yapamazdım” dedi onun yüzüne karşı. Çünkü Morales nasıl kendisini tanıyorsa o da Morales’i tanıyordu.

Finalde Irene, Benjamin’in gözlerindeki kararlılığı ve farklılığı gördüğü için gülümseyiverdi.

 Bu kez karşısındaki adam farklıydı. Bunu onun bakışlarında yakalamıştı; birlikte çalıştıkları uzun yıllar boyunca bir kez bile göremediği bakışları şimdi görebiliyordu. Irene kapıyı yine kapatır ama bu kez bizler yani seyirciler dışarıda kalırız. Çünkü bu andan itibaren onların özel anları başlamıştır.

2 YORUMLAR

  1. 2 gün önce izlemiştim bu filmi. Sizin kanalınıza normalde sonunu anlamadığım filmlerin analizi için bakardım ama ordaki analizlerden çok etkilenmiştim, dedim hadi anladığım filmin incelemesin okuyayım. Bunu da beğendim. Çok belli film inceleme konusunda çok geliştirmişsiniz kendinizi ve güzel ifade ediyorsunuz bunları. Tebrik ederim 🙂

YORUM YAPABİLİRSİNİZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz