Sightless-netflix-poster-1

Sightless (2020), bir saldırı sonrasında görme yetisini kaybeden genç bir müzisyen kızın yaşadıklarını anlatıyor. Ellen isimli bu genç kız kaza sonrasında gözlerini bir hastanede açıyor. Bir süre sonra eve geçiyor; ancak çevresinde bazı tuhaflıkların olduğunu anlamaya başlaması uzun sürmüyor.

Orijinal Adı: Sightless
Tür: Drama, gerilim
Yönetmen ve yazar: Adam Wingard
Ülke: Amerika
Gösterim Tarihi: 30 Eylül 2020 (Amerika)
Oyuncular: Madelaine Petsch, Alexander Koch, Deniz Akdeniz
Süre: 1 saat 39 dakika

Genel İzlenimlerim

Sightless, görme yetisini yitirmiş, kör, görmez gibi anlamlara geliyor. Kahramanımız görme yetisini kaybettiği için çevresinde yaşananları hissettiği şekilde ve anlatıldığı kadarıyla algılıyor. Film çok orijinal bir konuya sahip değil. Neredeyse tek mekan filmi bile denebilir. Filmin çoğunluğu bir evin içerisinde geçiyor.

Sürpriz sonlu değil. Gayet tahmin edilebilir bir senaryosu var. Bazı noktalarda gerilimi artırmak için aniden yükselen gerilimli müziğin gücüne başvurulmuş. Pek çok nokta bence netleşmeden yapılan başarısız bir finali var. Finalde seyircilere yorum alanı açılması güzel bir dokunuş ama burada gördüğümüz durum çok fazla.

Filmin IMDB puanı şu an için 5,4; benim filme verdiğim puan ise en fazla maalesef sadece 5 olabilir; daha fazla değil.

Yazının bundan sonrası spoiler içeriyor.

Algı mı Gerçek mi?

Clayton’ın belki de onlarca kişiliğe büründüğünü ve her birisini çok gerçekçi oynadığını gördük. Bu karakterleri terk ederek “kendi” olmayı kabullenmemesi (finale yakın geçen konuşmada) bu durumun onun karakteri haline geldiğini gösteriyor. Bu hayal gücünü muhtemelen çocukken kaldığı o karanlık mekanda edinmişti.

Yalnız o kendisinin de farkında; yani o bir tür şizofren ya da obsesif bozukluk yaşayan birisi değil. Diğer karakterlere geçtiği zaman kendisini kaybetmiyor. Ara geçişleri Ellen’ın durumuna ve ihtiyacına göre bilinçli yapıyor.

Bu arada onun masaya, cama vs. tıklaması bir tik. Yoksa karakterler arasında geçiş yaptığını falan göstermiyor. Onun tiki ve Ellen zaten buradan hareketle onu çözüyor.

Başlıkta algı mı gerçek mi diye sormuştum. Şimdi şöyle bir durum var. Kuşun rengi bir anda Ellen’ın istediği renge dönüşüveriyor. Artık biz o kuşu hep o renkte seyrediyoruz. Diğer taraftan biz defalarca pencereden aşağısını gördük. Oradaki karmaşayı, araçları vs. Çünkü biz aksi ispatlanana kadar her şeyi Ellen’ın algıladığı gibi seyrediyoruz.

Bakıcının, komşunun ve gördüğümüz herkesin fiziksel özellikleri, mekanlar, eşyalar… Her şeyi onun algıladığı gibi görüyoruz. Bu nedenle gördüklerimizin hiçbirisi gerçek de olmayabilir veya gerçekse de bunları olduğundan farklı görüyoruz olabiliriz. Bunun aksini kimse iddia edemez.

Ellen balkondan düşmeseydi biz aşağıdaki manzarayı gerçek sanacaktık; çünkü caddeyi resmen görüyoruz. Aslında burada gören biz değiliz. Bunlar Ellen’ın algısı… Kendisinin söylediği gibi algı onun her şeyi…

Sonuç

 Ben daha fazla uzatmadan sonuca gelmek istiyorum. Çünkü başta söylediğim gibi ben filmin kurgusunda sorunlar ve başarısızlıklar görüyorum. Ellen’ın kaçma teşebbüsleri ve özellikle ikincisi çok yapay örneğin. Diğer taraftan Ellen’ın şok durumundan rol durumuna geçişi (bunu iki kez yaptı) inanılmaz başarılı. Korkudan tir tir titreyen kız bir anda tam zıt bir karaktere bürünüyor ve Clayton’ı kandırabiliyor. Bu sahneleri tekrar izlerseniz ne söylemek istediğimi daha iyi anlayabilirsiniz.

Neyse bunları bir tarafa bırakıyorum. Asıl sorun final…

Finalde kızın gözlerinin görüp görmediği bile net değil. Bulunduğu mekanda rahatlıkla yürüyor. Nerede duracağını biliyor. Gözlerini kırpıyor ve anlamsız bakmıyor; sanki düşünceli düşünceli dalıp gitmiş ve yaşadıklarını düşünüyor gibi.

Kemanına elini uzatırken ona bakmıyor ve hayal etmeye devam ediyor sanki. Clayton’ın ona bu kemanı verdiği anı hatırlıyor. Ancak o keman paramparça olmuştu. Bu dokunduğu o keman değil bu durumda. Yoksa tam tersi mi? Yoksa seyrettiklerimiz gerçek değildi de Ellen baştan beri her şeyi hayal mi ediyordu? Algı yönetimimi yapıyordu bizim üzerimizde?

Ya perdeyi sırıyıp seyircilere bakması? Resmen nerede duracağını biliyor. Onlara doğru bakıyor. Yardımsız yürüyor. Bunlar hep akıllarda oluşan soru işaretleri.

Bence bu filmin tamamı Ellen’in hayal edip durduğu kurgusal dünyası da olabilir ve o belki de doğuştan kör birisiydi ya da en azından görme noktasında belli oranda sorun yaşıyordu. Belki de seyrettiklerimiz gerçekti. Bence yönetmen bizi bir ikilemde bırakmak istemiş. Bunu başarmış mı? Başarmış görünüyor. Ama bu başarısı bence iyi işlenmiş bir kurgu sonucu oluşmamış. Başarısız bir kurgunun meydan getirdiği ikilemi yaşadığımızı düşünüyorum.

YORUM YAPABİLİRSİNİZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz