İlk Korku Primal Fear (1996) – Etkileyici ve Sarsıcı

Bu yazıda genel anlamda adalet sistemine getirdiği eleştirel bakışla öne çıkan ve bunları sistemin içerisinden bir bakışla anlatmaya çalışan bir film hakkında konuşmak istiyorum: Primar Fear… IMDB puanı 7,7 olan bu yapım 1996 yapımı ve Türkçeye İlk Korku olarak çevrilmiş. 

Bir gerilim ya da gizem yapımı olmaktan çok yoğun sosyal ve psikolojik göndermeler içeren bu yapımın konusunu spoiler vermemeye çalışarak şöyle özetleyebilirim.

Eyalette ya da bölgede herkesin tanıdığı ünlü bir piskopos evinde vahşice öldürülür… Cinayet zanlısı 19 yaşlarında bir genç üzerinde kanlı elbiselerle kaçarken yakalanır… Edward Norton’ın canlandırdığı bu genç aslında öldürülen piskoposun destek çıktığı, kilise korosunda yer verdiği ayrıca çocukluğundan itibaren yetim evi ya da bakım evinde büyümüş fakir birisidir. Onun görünürde bu cinayeti işlemesi için hiçbir neden yoktur. Bunun medyatik bir dava olacağı bellidir, çünkü televizyonlar tüm ayrıntıları canlı yayınlamaya başlamıştır bile. Olayı televizyondan seyreden ve eski bir eyalet savcısı olan avukat Martin bu gencin vekâletini zaman geçirmeden üzerine alır ve zanlının avukatı olur. Kanıtlar ve uzman görüşleri göz önüne alındığında Martin’in davayı kazanması imkânsız gibi durmaktadır… Ancak Martin kolay pes edecek birisi değildir… 

Filmde gördüğümüz oyunculukların hepsi çok başarılı ancak 19’lu yaşlardaki bir genci canlandıran Edwart Norton’u bu rolde seyretmek gerçekten eğlenceliydi. 

İlk Korku- Primal Fear (1996)

Bu Filmi Adalet Görevlerinde Çalışanlar Mutlaka İzlemeli

Ayrıntılara geçmeden son olarak şunları belirtmek isterim. Film sadece bir gencin suç işleyip işlememesi üzerine kurulmuş sığ bir yapım değil. Film başta da söylediğim gibi lafı hiç eğip bükmeden doğrudan doğruya adalet mekanizmalarına ve sistemin işleyişine eleştirel bir bakış sunmakta ve buradan hareketle de bizlerin kendi değer yargılarımızı gözden geçirmemizi sağlamayı amaçlamakta. 

Bazı filmler vardır ki belli meslek grupları o filmleri mutlaka seyretmelidir. Örneğin Amir Khan’ın Her Çocuk Özeldir filmini ya da Robin Williams’ın Ölü Ozanlar Derneği’ni öğretmenlerin seyretmesi gereken filmler arasında sayabiliriz. 

Primar Fear’a gelince bu filmi avukatlar, savcılar ya da hakimlerin en başta seyretmesi gerektiğini söylemek yanlış olmaz.  Film aynı zamanda psikologları da yakından ilgilendirmek çünkü Adward Norton’ın canlandırdığı karakter dissosiyatif kimlik ya da kişilik bozukluğu yaşamaktadır. 

Film 1996 yapımı ama insan psikolojisi ve adalet sistemindeki sorunlar zaman ya da mekanlar farklılık gösterse de hep aynı… Çünkü olayın merkezinde aynen Bulut Atlası filminde anlatıldığı gibi insan bulunmakta… İşte bu yüzden yapım tarihine tarihe takılmamak gerek, diye düşünüyorum. Film şu an çevrilse üzerine görüntü ya da çekim kalitesi dışında hiçbir şey konulamaz. 

İlk Korku- Primal Fear (1996)

Filmin Ayrıntıları 

Her şeyden önce beni çok etkileyen bir cümleye dikkatinizi çekmek istiyorum. Savcı yargılamanın biraz uzaması karşısında sıkılır bir an an önce sonuca ulaşılmasını ister. Bunu “Yetti artık, eve gitmek istiyorum” diye ifade eder. Ne olursa olsun mahkemede bir insanın hayatı söz konusu ve sonuca karar verecek bu kadar ukalaca ve bencilce konuşabilmesi gerçekten korkunç. Terazinin bir kefesinde bir kişinin hayatı var ve muhtemelen ölüm cezası alacak ama adalet sisteminin doğruluğundan sorumlu kişi sıkıldığını ve eve gitmek istediğini söylüyor. 

(Buna benzer bir davayı anlatan 12 Kızgın Adam filminde de benzer bir olay yaşanmıştı. Seyretmeyenlere o filmi de tavsiye ederim.) 

Film bence finali dışında vermek ya da aktarmak istediği mesajları doğrudan ve lafı dolandırmadan veren bir yapım. Lost dizinde John Locke olarak seyrettiğimiz ve bu filmde eyalet savcılığı adına çalışan bir karakter filmin başlarında Martin’e bakarak: “Savunduğun eşkıyadan bile betersin.” der.  Bu sözler bize adeta bir şok yaşatır ve zihnimizde ne yani filmin ana karakteri temiz birisi ve onurlu bir adam değil mi, soruları belirmeye başlar ki bu doğru yolda olduğumuzun işaretleridir. Çünkü film bize bunları sorgulatma amacı taşımaktadır.

İlk Korku- Primal Fear (1996)

Masum Olman Umrumda Değil

Yine aynen bu bağlamda sayılabilecek bir diğer konuşma Martin ve Aaron arasında geçer. Onların ilk kez tanıştıkları ve nezarethanede geçen sahnede Martin, ona “Gerçekten onu öldürdün mü? Bana gerçeği söyle, ben senin avukatınım…” gibi cümleler bir kere bile kurmaz. Bu durum dikkatimizi çekerken Aaron ona “Ben masumum, bana inanmalısın” deyince Aaron ağzındaki baklayı çıkarır: “Bu benim umrumda bile değil.” Wow… Bir dakika… Nasıl yani? Birisini savunmaya gidiyorsunuz ama onun masumluğu umurunuzda bile değil. Bu nasıl olabilir?.  

Burada sorulması gereken soruyu hemen soralım. Martin ya da herhangi bir avukat neden böyle davranır? Karşısındaki kişiyi umursamadan onu neden ve nasıl savunur? 

Bu soru filmin en önemli mesajlarından birisi olduğu için bu soruya ve cevaplarına özel bir sahne hazırlandığını görürüz. Avukat Martin, filmin sonlarına doğru bir gazeteciyle barda bir konuşma gerçekleştirir. Onun alkol aldığını görürüz yani rahatlamıştır ve konuşması için her şey hazırdır. 

Gazetecinin karşısındaki bu medyatik ve ünlü avukata sormak istediği bir soru vardır. Bu soruyu çok iyi bilen Martin soruyu dillendirir belli ki konuşmaya ihtiyacı vardır. Soru şu:  

“Suç işlediğini bildiğiniz birisini nasıl savunursunuz?” 

Martin’in konuşulanları off the record olarak nitelemesi bunların bilinen ama dille getirilmeyen gerçekler olduğunu haykırır. 

Tabi ki ilk akla gelen nedenle başlanır: PARA… 

Martin para çok güzeldir, der ve onun gücünü inkar etmez. Ama bunu para için yapmadığını söyler. İkinci olasılık bilinme, tanınma, alkışlanma, öne çıkma diyebileceğimi ŞÖHRET’tir. Zaten Martin’in olayı televizyonda görür görmez adeta koşarcasına bu davaya atladığını görmüştür. Bir avukat popüler olmak için bunu yapabilir ve parayla birlikte bu da bir seçenektir. 

Martin bu durumu dergi kapaklarında resmini görmek TV deki 15 saniyelik görüntüden bahsederek anlatır ve bunu çoook sevdiğini üstüne basa basa vurgular ama bunu yapma nedeni ne para ne de bu şöhret hastalığıdır.

Martin para ve şöhreti eledikten sonra neden böyle davrandığını iki maddede özetler:

Bunların ilki şu: İnsanların hayatıyla kumar oynamak varken neden parayla oynayasın? Zaten onun mahkeme salonunda adeta büyük bir kumar oynadığına şahit olacağız… Bundan ilerde bahsetmeyi planlıyorum. 

İkinci sebep: Bütün suçların kötü insanlar tarafından işlenmediğine inanıyorum ve iyi insanlar kötü şeyler yapabilir. 

İlk Korku- Primal Fear (1996)

Yani Martin burada bir sınır çiziyor. Karşınızdaki kötü bir şey yapmış olabilir ama bu onun kötü olduğu anlamına gelmez. 

Şöhret budalalarının iki yüzü vardır.

Film bence burada harika bir sınır çiziyor. İnsanların özellikle şöhret budalalarının iki yüzü vardır. Gerçek yüzleri ve herkese gösterdikleri sahte yüzleri… Martin işte bu maskelere aldanmamamız gerektiğini söyler. Filmde gördüğümüz şu sahneye dikkatiniz çekmek isterim. İnsanların iki yüzü olduğu gibi şehirlerin de iki yüzü vardır… Bir tarafta yemyeşil düzenli ve harika evler ancak diğer tarafta yıkık dökük bir alan. Bu zıtlık kadraja bilerek alınmıştır. Martin ilerledikçe şehrin çöp dolu varoş yüzünü görürüz. Şehirler de insanlar gibidir ve onların da ne yazık ki iki yüzü bulunmaktadır. Bu arada doğrudan ilgisiz de olsa şehirlerin ve yapıların yaşanılan zamanın mimari zevkini yansıttığını sadece bunlara bakarak yaşanılan zamanın insan kalitesinin anlaşılabileceğini hatırlatmak isterim. Dünya mimarisine baktığınızda ve onun bölge bölge ülke ülke nasıl değiştiğine ve insanların kişiliğini ya da kişiliksizliğini nasıl resmettiğine hayret edeceksiniz.

Filme dönersek Martin’in temelde bu davayı para ve şöhret için almadığını ama onların getirisini de inkar etmediğini ve istediğini anlamış olduk. İşte bu yüzden kaseti bulduğunda adeta dünyası yıkılır. 

Primar Fear film incelemesinin tamamını 25. Kare Youtube kanalından seyredebilirsiniz.

YORUM YAPABİLİRSİNİZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz