Hayvan Mezarlığı Pet Sematary (2019)

Hayvan Mezarlığı Pet Sematary (2019)

Bir korku ve gerilim filmleri hayranı olarak merakla beklediğim Hayvan Mezarlığı – Pet Sematary (2019) adlı filmi seyretme şansı bulabildim ve bu yazıda film hakkındaki düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. 

Film hakkında hem iyi ve hem de kötü haberlerim bulunmakta. Filmin reklamı ya da tanıtımının şüphesiz ki çok başarılı bir şekilde yapılması ve filmin korku üstadı Stephan King’in romanından hem de ikinci kez uyarlanması film hakkındaki beklentilerimizi şüphesiz ki yukarıya çekmişti. Eğer sıkı bir korku gerilim izleyicisiyseniz filme çok yüksek beklentilerle gitmenizi önermem. Aksi takdirde beklediğinizi bulamayacağınıza garanti verebilirim. Korku klişelerinin çoğunu içinde barındıran, müziği ve sesi etkili kullanan bu yapımda klişelerin dışında bir beklenti sahibi olmamalısınız; olmamalısınız ki sinema salonundan hoşnutsuz ayrılmayın. Bu cümleler film hakkında söyleyebileceğim olumsuz haberlerdi. Şimdi birkaç iyi haber verdikten sonra spoiler kaygısı olmadan filmi konuşmaya başlayalım.

Orijinal Adı: Pet Sematary

Tür: Korku, gizem, gerilim

Yönetmen: Kevin Kölsch, Dennis Widmyer

Yapım Yılı ve Yeri: 2019, ABD

Türkiye gösterim Tarihi: 05 Nisan 2019

Oyuncular: Jason Clarke, Amy Seimetz, John Lithgow, Jeté Laurence

Süre: 1 saat 41 dakika

Konu: Sakin bir kasabadaki yeni evlerine taşınan Louis ve Rachel çifti yakınlarında bir hayvan mezarlığı olduğunu keşfederler. Bir trafik kazasında ölen kedilerini oraya gömen Louis kedinin canlanarak geri geldiğini görür. Ancak kedileri, bedenen canlansa da artık eski ev hayvanları değildir. Bir süre sonra Louis’in kızı Ellie de bir trafik kazası geçirir ve ölür. Louis, kızını hayvan mezarlığına gömer ve dirilmesini umar.

Yazının bundan sonrası spoiler içeriyor.

Az önce söylediğim gibi film ses ve müzikleri etkili kullanmayı başarmış ve bu yönüyle pek çok sahnede insanı gerilimin içine çekebiliyor. Klişelerden bahsetmiştim; örneğin saniyeler süren sessizliklerden sonra ortama aniden korkutucu bir varlığın eklenmesi ya da ne olacağını çok iyi bilsek de o şeyin nasıl olacağını bilmemekten kaynaklı gerilim anları gibi klişeler filmde hayli etkili kullanılmış. Eğer önceki versiyonu seyretmediyseniz ya da filmin sonunu bir şekilde okumadıysanız sonunu beğenme olasılığınız yüksek. 

Filmi seyrettikten sonra aklımda kalan en net sahne filmin sonu oldu. Arabada kalan bebek ailenin tek yaşayan kişisiydi ve tüm aile bireyleri tekrar dirildikten sonra yani farklı bir kişiliğe büründükten sonra geriye kalan tek insan bu bebekti. Diğer aile fertlerinin kedi de dahil olmak üzere ona doğru hem de onu öldürmek için gelmeleri ve çocuğun tüm masumluğuyla onlara el sallaması… İşte bu sahne etkileyiciydi.

Bundan sonra nerede ve nasıl yaşayacakları belirsiz ama hayatlarına bir başka bir boyutta devam edecekleri kesin. 

Kedi Zincirleme Bir Reaksiyon Başlattı

Aslında bu filmi ölen ancak daha sonra canlanan kedinin bir başarısı olarak düşünebiliriz. Kedi zincirleme bir reaksiyon başlattı ve sonuçta tüm aile bireylerini kendi tarafına yani yaşayan ölüler tarafına çekmeyi başardı. Bunu bilinçli yapıp yapmadığını söylemek zor ama döngüyü başlatan bence oydu. Kediyi hayvan mezarlığına gömme fikri yaşlı komşunundu, diye düşünebilirsiniz ama o kedinin nasıl geri geleceğine emin değildi. Yıllar önce yaşlı adamın kendi köpeği de canlanarak dönmüştü ama onun geçirdiği değişimi köpeğin karakteriyle ilişkilendirmişti. Kedi normalde iyi ve uysal olduğu için dirildikten sonra da öyle olacağını düşünmüştü… Yaşlı adam tüm ailenin ölüler tarafına geçmesi gibi bir düşünceye sahip değildi ve hiç olmadı. 

Kedi ölümden döndükten sonra ilk olarak küçük bebeği etkiledi… Hatırlarsanız onu bebeğin yanında başında görmüştük. Bu olaydan sonra bebek artık ölüleri görebiliyordu. Bu kedinin ilk hamlesiydi. İkinci olarak tam ana cadde üzerinde durarak Ellie’nin kaza yapmasına sebep oldu. Böylece olaylar bu çizgide devam etti. 

Küçük Kızın Dönüşü

Filmde en irkildiğim sahnelerden bir tanesi küçük kızın dönüşüydü. Onun döneceğini biliyorduk ama filmde bu nasıl verilecekti? Kız geri geldiğinde artık onun daha önce ölen küçük kız olmadığını babası gibi biz de kabullenmek istemedik ama gerek yüzündeki o donuk, ölü ve ruhsuz ifade ayrıca yine ruhsuz bakışları gerekse saçlarının banyo sonrasında bile taranamaması onun artık farklı birisi olduğunu gösterdi. Küçük kız babasına “Ben öldüm, değil mi?” diye sorduğunda ve onu yanında yatmaya çağırdığında resmen irkildiğimizi ve gerildiğimizi hissettik. Acaba babanın yerinde siz olsanız onun yanında yatabilir miydiniz?

Küçük kız döndükten hemen sonra babası onun elbiselerini çıkarır ve onu banyoya alır ama sabah kızın kanlı elbiseleri tekrar üzerine giydiğini görürüz ki bu onun artık diğer tarafta yaşadığının en büyük göstergesi… 

Kızın babası Loius, adeta kafasını deve kuşu gibi kuma sokarak onun kendi kızları olmadığını görmek ve anlamak istemese de annesi belki de anne içgüdüsüyle ona sarılmayı bile reddetti. Bence bu da çok etkili bir sahneydi. Annesi içgüdüsel olarak onu kabullenmedi hatta ölümü pahasına… Ölürken ona bakarak sen benim kızım değilsin, diyebildi ki bu Louis’in asla yapamadığı bir şeydi. 

Sorular ve Sorunlar

Ancak ben yapımcıların ellerinde Staphen King’in romanı varken ve filmin daha önce çekilmiş bir versiyonu bulunurken onların daha sağlam bir film çekileceğini umuyordum. Filmde birer cümle ya da kısa görüntülerle geçiştirilen olayların altı daha iyi doldurulabilir ve filmin kalitesi birkaç puan yukarıya çekilebilirdi. Filmin hemen başlarında gördüğümüz çocukların maskelerle hayvan mezarlığına gitmesinin bir tür ritüel ya da inanış olarak verilmesi ama devamının getirilmemesi beni şok eden yönlerden birisiydi. Bu sahne aklımızda onlarca soru işareti meydana getirdi ama filmde cevapları yoktu.

Çocuklar bu mezarlıktan haberdarsa ve hayvanlarını oraya gömdülerse dirilen hayvanlara ne oldu? Benzer sorunlar yaşayan hiç kimse olmadı? Yaşlı adam yani Jud, dirilen kedinin iyi olarak gelebileceğini düşünüyordu. Doğduğundan beri orada yaşayan bu kişi hiç mi başka vaka duymamış ki neler olacağına emin olamıyor? Ya da hastanede dirilen ya Louis görülen çocuk tam olarak kimdi? Louis’in adını nasıl biliyordu? Aralarındaki bağ neydi? Louis kendi kızını gömerken onu izleyen Victor, aynı anda bebeğe de görünüyordu hatta onu arabada bile yalnız bırakmadı. Victor’un amacı neydi? Neden diğer ölüler yaraları neredeyse temizlenmiş olarak görünürken o kanlı görünüyordu? Bunların cevabının net olarak verilmediği açık.

Ayrıca Louis’in gece rüya gördüğünü düşünürken ayaklarının çamurlu uyanması ne anlama geliyordu? Bu durum filmde nereye bağlandı? Ölen çocuk film boyunca iki kez ona sınırı geçmemesini söyledi. Çocuk ona yardım mı etmek istiyordu? Eğer öyleyse neden? Soruları çoğaltabilirim ama hem senaryodaki boşlukları göstermek hem de neden bu filmi çok fazla beklentiyle seyretmeyin dediğimi anlatabilmek için bunları sıralamak yeterliydi.

Sonuç olarak hayvan mezarlığı hakkında şunları söylemek isterim. IMDB’de şu ana kadar 20.000 kişi oy kullanmış ve filme ortalama 6,2 gibi bir puan verilmiş. Bu puanlamaya katılıyorum. Ne aşağısı ne yukarısı… Hayvan Mezarlığı kötü bir film değil; sürükleyici ve filmin özellikle ikinci yarısı sizi filmin içine çekebiliyor. En azından 3-4 sahnede seyircileri gerçekten korkutmayı başarıyor. Sonu gayet güzel ve başarılı. Ama işte bu kadar… 

Hayvan Mezarlığı film incelemesini 25. Kare Youtube kanalından izleyebilirsiniz.

YORUM YAPABİLİRSİNİZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz